Dünyanın Tepesinde Yeni Bir Hayat Kurmak

05-11-2026 06:14
Dünyanın Tepesinde Yeni Bir Hayat Kurmak

Gelecekte geçen distopyalar genelde birbirine benziyor. Teknoloji almış başını gitmiştir, şehirler devleşmiştir, insanlar da her adımı izlenen birer dişliye dönüşmüştür; ya kaçarlar ya da sisteme karşı savaşırlar. Dünyanın Tepesindeki Bahçe'de ise kahramanın yaptığı şey çok daha sakin, toprağa tohum ekiyor.

Virginia Aronson bizi 2066'nın Grönland'ına götürüyor. Deniz seviyesi yükselmiş, kıyılar boşaltılmış, insanlar yüz katlı kulelere yerleştirilmiş. Bu dünyanın kurgusu ilginç ama insanı asıl düşündüren, romanın bu tabloyu hiç abartmadan anlatması. Kimse paniklemiyor. Yemekler yazıcıdan çıkıyor, kuş görmek bir olay sayılıyor, sokakta yaşayan insanlara artık kimse dönüp bakmıyor. Herkes alışmış. Kitabın en ürkütücü tarafı da bu alışmışlık. Felaket bir gün kapıyı çalıp gelmiyor, yavaş yavaş gündelik hayatın sıradan bir parçası oluveriyor.

Gıdalarımız kime ait?

Jonnie'nin çatıya çıkması bu yüzden önemli. Yüz katlı bir binanın tepesi, kalabalığın ve gürültünün olmadığı tek yer. Bu boşluğa bir bahçe kurulması da tesadüf değil gibi. Aronson, değişimin ancak bakışımızı biraz yukarı kaldırınca, herkesin unuttuğu bir köşede başlayabileceğini söylüyor.

Romanın kafa yorduğu asıl mesele ise yiyecek, daha doğrusu yiyeceğin kime ait olduğu. Kitaptaki dünyada tohumların patenti tek bir şirketin elinde. Ne yediğinizi o belirliyor, içinde ne olduğunu da size söylemiyor. Bu ilk bakışta uzak bir bilimkurgu fikri gibi görünebilir ama bugün tohum patentleri ve gıda tekelleri hakkında okuduklarımızı düşününce pek de uzak sayılmaz. Jonnie'nin ata tohumlarıyla kurduğu bahçe bu yüzden bir hobi olmaktan çıkıp küçük ama inatçı bir itiraza dönüşüyor. Kendi yiyeceğini yetiştirebilen biri, kimsenin ona "dünya böyle besleniyor" demesine artık eskisi kadar kolay inanmıyor.

Ben kimim? Dünyaya ne verebilirim?

Jonnie'nin kendisini ve dünyaya neler sunabileceğini keşfetme süreci, romanın bir diğer önemli yönünü oluşturuyor. Jonnie interseks, yani kadın mı erkek mi olacağına kendisi karar verecek. Erkek olmayı seçerse önünün daha açık olacağını da biliyor. Aronson bu konuyu ne dramatize ediyor ne de bir mesaj kaygısıyla öne çıkarıyor. Jonnie'nin "ben kimim?" sorusu ile "dünyaya ne verebilirim?" sorusu kitap boyunca yan yana ilerliyor ve bir noktada aynı soruya dönüşüyor. Bahçe büyüdükçe Jonnie de kendinden emin bir hâle geliyor.

 

 

Dünyanın tepesindeki bahçe

Dünyanın Tepesindeki Bahçe, geleceğe ilişkin karamsar bir tablo çizmekle yetinmeyip bu tablonun içinde başka bir yaşam ihtimalini arıyor. İklim krizinin sonuçlarıyla yüzleşirken yalnızca kaybettiklerimize değil, yeniden kurabileceğimiz ilişkilere de odaklanıyor. İnsanların doğadan uzaklaştığı, yaşam alanlarının giderek daraldığı bir dünyada bir bahçe kurmak, bu nedenle basit bir hobi olmaktan çıkıyor. 

Romanın üzerinde durduğu en değerli mesele de burada yatıyor: Geleceği değiştirmek için her zaman büyük ve kapsamlı çözümler beklemek zorunda değiliz. Kitap okura bir çatı, birkaç arkadaş ve bir avuç tohumla neler yapılabileceğini gösteriyor. Birlikte üretmek, paylaşmak ve yaşadığımız çevreye karşı sorumluluk almak da değişimin bir parçası. Dünyanın tepesindeki küçük bir bahçe, bu yüzden yalnızca yetiştirilen sebzelerden ibaret değil; nasıl bir dünyada yaşamak istediğimize dair bir düşüncenin başlangıcı.

ideasoft e-ticaret paketleri ile hazırlandı.