İki Arada Bir Derede: “Yersiz Yurtsuz”

Négar Djavadi, Yersiz Yurtsuz’da sürgünü bir yer değiştirme olarak görmez. Esas sürgün, insanların vatanından kopmasıyla başlayarak peyda olan dil, alışkanlıklar ve belleğin sürgün edilmesidir. Cinsiyet eşitsizliği, Batı’nın bir özgürlük cenneti gibi algılanması, Doğu’nun baştan aşağı bağnaz olduğu gibi konulara değinen Négar Djavadi, girizgâhta değindiğim “kelebek etkisi”ni görsel hafızasıyla birleştirerek işlediği konulara tarafsız bir biçimde yaklaşmakla birlikte, ortadaki sorunu okura bırakarak çağdaş bir anlatı ortaya koyar.
Uzun bir süre önce dünyanın “küresel köy” tanımını almasıyla birlikte “kelebek etkisi” diye nitelediğimiz olgu da göç, sürgün, kimlik gibi meseleleri beraberinde getirdi. Artık dünyanın bir ucunda patlak veren herhangi bir olay, orasıyla alakası olmayan bir başka ülkesinde yaşayan insanların hayatlarını etkileyecek şekilde değiştirebiliyor ya da “olay mahallindeki” insanları bambaşka hayatlara sürükleyebiliyor. İran’da Şah’a ve Humeyni’ye karşı çıkan entelektüel bir ailenin çocuğu olarak 1969 yılında dünyaya gelen, on bir yaşında ailesiyle kaçak yollardan Fransa’ya gelmek zorunda kalan Négar Djavadi’nin yazdığı, Ayrıkotu Kitap’tan Feyza Akgünlü çevirisiyle yayımlanan Yersiz Yurtsuz adlı kitap da İran Devrimi’nin kendi vatandaşları üzerindeki etkisini anlatan politik bir roman olmakla birlikte, hafıza, ailenin kökeni, aidiyet, insanın mazisiyle arasındaki bağ gibi meseleleri ele alıyor. 2016 yılında Fransızca olarak okuyucuyla buluşan Yersiz Yurtsuz, yayımlandığı zaman Avrupa’da yoğun ilgiyle karşılanmış ve birçok ödül alıp pek çok dile çevrilmiş.
Yersiz Yurtsuz’un ana karateri Kimiâ Sadr’i, İran’dan çocuk yaşta ayrılıp Fransa’da büyümüş bir kadındır. Birlikte olduğu kişiden hamile kalan Sadr’i’nin Paris’te bir doğum kliniğinde sıra beklediği saatler arasında zihninden akan hikâyeye odaklanır. Kimiâ Sadr’i, bu bekleyişi sırasında sık sık aklına gelen çocukluğu, ailesinin İran’da verdiği politik mücadele, dedesinin, annesinin ve babasının sürgün yolculuğu “flashback”lerle okurun da zihninde canlanır. Birbirine ulanan anılar, ufak ayrıntılarla yenileri için yeni kapılar aralar. Bu yöntemle Djavadi, sadece Sadr’nin kişisel tarihine değil, bir halkın asırlık bir tarihine de tanıklık eder. Sırtını yasladığı İran’ın modernleşme sürecinde yaşanan politik dönüşümlerin toplumsal pratiklerini gün yüzüne çıkarırken Kaçar Hanedanlığı’ndan Pehlevi yönetimine, Musaddık döneminden Şah rejimine, SAVAK baskısından 1979 İran Devrimi’ne kadar geniş bir yelpazede İran’ın asırlık tarihi Sadr’i’nin belleğinin suretinde vücut bulur. Böylesi bir ortamda Şah rejimine karşı çıkan Kimiâ’nın ailesinin umudu devrimdedir. Ancak verilen vaatler gerçekleşmeyince Kimiâ’nın ailesi çocuklarını yanlarına alarak ülkeden kaçar. Bundan sonrası sürgünün beraberinde getirdiği kopuşlardır.
Négar Djavadi, “Yersiz Yurtsuz”da sürgünü bir yer değiştirme olarak görmez. Esas sürgün, insanların vatanından kopmasıyla birlikte başlayarak peyda olan dil, alışkanlıklar ve belleğin sürgün edilmesidir. Zira zorunlu veya değil, her göçmen gibi Kimiâ da kendini ne Fransız ne de İranlı hisseder. Bu yüzden de diri tuttuğu belleği sayesinde yaptığı yolculukla iki arada bir derede kalmak üzerine vuku bulan hadiseleri ayan beyan ortaya koyar. Cinsiyet eşitsizliği, Batı’nın bir özgürlük cenneti gibi algılanması, Doğu’nun baştan aşağı bağnaz olduğu gibi konulara değinen Négar Djavadi, girizgâhta değindiğim “kelebek etkisi”ni görsel hafızasıyla birleştirerek işlediği konulara tarafsız bir biçimde yaklaşmakla birlikte, ortadaki sorunu okura bırakarak çağdaş bir anlatı ortaya koyar.
Editör: Melike Kara
Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz.