YAZI: Burak Soyer
soyerbrk@gmail.com
İkinci Dünya Savaşı, Adolf Hitler denilen adamın önderliğinde 1 Eylül 1939 yılında Polonya’yı işgal etmesiyle resmen başladı. İki gün sonra İngiltere ve Fransa da Almanya’ya savaş ilan etti ama iş işten geçmişti çünkü gözü dönmüş faşist Hitler, hem herkesin Alman olmasını sağlamak hem de Aryan kökeninden gelmeyenlerin Alman olamayacağı gibi kirli ruhuna hayli uygun düşen bir şiarla milyonlarca insanı yok ederek topyekûn bir soykırımla arkasında iflah olmaz bir mezarlık bırakıp savaşı da kaybedip tüm korkakların yaptığı gibi gerçek bir lider gibi savaşmak yerine siyanür içerek intihar etti. Hitler’in ayak sesleri yavaş yavaş yükselirken Avrupa’da da siyasi durum çok da parlak değildi. Bunun en önemli örneği de Polonya’ydı.
İnsanlar birbirlerini dinine, siyasi düşüncesine, kimliğine göre ayırıyordu. Sokaklarda gangsterler kol geziyordu. Onların kestiği yen içinde kalıyordu.
Polonya’nın en önemli yazarlarından biri olan Szczepan Twardoch’un yazdığı, Ayrıkotu Kitap’tan Neşe Taluy Yüce çevirisiyle yayımlanan “Kral” adlı roman, okuru 1937 yılının Varşova’sına götürüp o dönemin şiddetle yoğrulan sokaklarında kimlik, güç, iktidar, aidiyet gibi konuları sarmalayarak iki yıl uzaklıktaki büyük felaket öncesinde Polonya’nın hali pür mealini sert
gerçekçi bir dille anlatıyor.
Polonya şovenizmin, Yahudi karşıtlığının, ulusalcıların, sosyalistlerin arasında kuralları ve kanunları hiçe sayan bir siyasi iklimin içinde yönünü şaşırmış bir hâlde yokuş aşağı gitmektedir. Bu ortamda kendi kurallarını koyarak yeraltı dünyasında yükselen Yahudi boksör ve gangster Jakub Szapiro, yanındaki adamlarla birlikte herkesi haraca bağlamış, tüm Varşova’ya kök söktürür hale gelmiştir. Asıl patronu, sosyalist gangster Kaplica sayesinde sosyalistlerle, Yahudilerle, yeraltı çeteleriyle ve siyasilerle kurduğu bağ sayesinde bu “krallığın” içinde şiddetle, gözü kapalı biçimde ilerlemektedir.
Tüm bunları, “17 yaşında, hiç kimse” olan Mojes Bernsztajn’ın ve onun 67 yaşındaki hali Mojes Inbar’ın gözünden zaman mefhumunu ortadan kaldırarak aktaran “Kral”, Bernsztaj’ın başta haraç ödemeyi kabul etmeyip sonra kabul etse de faiziyle birlikte ödeyemediği için babasını öldüren Szapiro’nun yanında bir “yetiştirme” olarak büyümesiyle daha da karmaşık bir durum alır. Mojes, her şeyden yoksun bir çocuk olarak Szapiro’nun her şeyi yapma özgürlüğünü feyz alır. Böylece babasının vücudunu deşerek öldüren adamdaki güce tapınmaya başlar. Burada “Kral”ın psikolojik yönü ortaya çıkar. Zira babasının ölümü gözünün önünde sahne sahne canlanırken diğer yandan onun katili Mojes’e sahip çıkmakta, koruyup kollamakta, “işi” öğretmektedir. Bütün çalkantılara rağmen Varşova’da hayat devam etmektedir. İnsanlar işe gider, farklı siyasi görüşler her zaman olduğu gibi çatışma içindedir, gönül mevzuları, insan ilişkileri gündelik hayatın bir parçası olarak sürmektedir. Ancak bu gidişatın ne kadar süreceğine tarih karar verecektir ki; zaten Twardoch’un asıl dikkat çekmeye çalıştığı husus burada yatar…
Szczepan Twardoch, “Kral”da başlarda yeraltı boksörlerinin, suçluların, politikacıların ve birbirinden ayrı düşünülemeyecek bir suç romanı sunuyor gibi görünse de esas olarak bu karanlık dünyanın ardındaki sorunlara odaklanır. Milliyetçiliğin getirdiği düşmanlık, yükselen Yahudi karşıtlığı, kitapta ayrı bir yer tutan Yahudilik, sınıf çatışmaları birbirine ulanarak büyük felaket öncesindeki Polonya’daki kaotik ortama ışık tutan “Kral”, öte yandan da şiddetle sağlanan gücün kalıcı cazibesine kapılmanın sonuçlarının insanı gerçek hayat karşısında nerelere götürebileceğini de pek çok unsuru kullanarak
sağlam bir edebi yapı içerisinde anlatıyor.
Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz.