Ya “Troyalı Helen”, bildiğimiz Troyalı Helen değilse?

05-08-2026 13:56
Ya “Troyalı Helen”, bildiğimiz Troyalı Helen değilse?

Yazan: Burak Soyer

Troyalı Helen, mitolojinin en “magazinel” kadın figürüdür. Dillere destan güzelliği Batı kıyılarında ağızdan ağıza dolaşırken, tüm dünyanın hâlâ konuştuğu bir savaşın çıkmasına neden olan bir kadın hâline gelince, hakkında merak edilenler daha da artmış ve Helen tek başına bir kadın olmanın dışında başlı başına, tüm gözlerin üzerinde toplandığı ayrı bir “kahraman”a dönüşmüştür. Mitoloji de genel anlamıyla tanrılar, savaşlar, bu savaşlardaki kahramanlar, gerçekleşmesi mümkün olmayan mucizeler üzerinde yükseldiği için de insanlık bu özellikler kendinde olmadığı için bazen kendine anlam yüklemek bazen de bugünü geçmişte aramak için bu kahramanlara başvurur. Ancak Belçikalı yazar Véronique Bergen’in yazdığı, Ayrıkotu Kitap’tan Atakan Karaduman çevirisiyle yayımlanan “Truvalı Helen” adlı roman, bildiğimiz, tanıdığımız “Truvalı Helen” mitini, günümüzün tüm popüler kültür lügatiyle baştan yaratıyor ve onun sıkışıp kaldığı “savaş çıkartan kadın” parantezinin dışına iterek ete kemiğe büründürüyor.
Homeros’tan bu yana birçok tragedyaya, anlatıya, modern zamanlarda ise edebiyata, sinemaya, tiyatroya konu olan Helen’in sesi asla ve asla çıkmamıştır. O, sadece güzelliğiyle anılan, başka hiçbir yetisi olmayan bir kadın olarak bu eserlerde yer almıştır. Helen’in dili, fikri hakkında hiçbir fikrimiz yoktur. Ne istediğini ne hissettiğini kimse bilmez. Varsa yoksa Troya Savaşı, Paris arasında gidip gelen bir figüran gibidir. Başkaları onun adına konuşur, onun duygularına tercüman olur ancak gerçekte Helen’in içinden geçenler hakkında hiçbir şey bilinmez. “Troyalı Helen”, onun önündeki bu duvarları yıkarak metninin en önemli yanlarından biri, bu temsil sorununu görünür hale getiriyor.
Her şeyden önce kitapta Helen’in sesini duyabiliyoruz, içini okuyabiliyoruz. Özellikle ailesi hakkındaki düşünceleri, onun bastırılmış kadın benliğini gün yüzüne çıkarırken, saldırganlığı, açık sözlülüğü, Bergen’in çok nükten bir şekilde birleştirdiği bugünün diliyle onu tamamen kalıpların dışına itiyor. Ayrıca ailesi gibi erkek mitolojik karakterler de Helen’in sivri dilinden nasibini alırken, yazarın bu durumu ısrarla cinsellik üzerinden kurması da Helen’in bedenini politik bir silaha dönüştürüyor. Zira Helen sadece güzelliği, dolayısıyla bedeniyle mitoloji sahnesinin bir kenarında durduğu için romanda bedenini bu kadar şiddetli ve değersiz bir şekilde öne sürüp, okurun Helen’in kadın kimliğine dikkat kesilmesini sağlıyor. Dolayısıyla Bergen’in Helen’i güzelliğini estetik olarak değil, politik olarak sunuyor.  
Bunların dışında kitapta Helen’in aşina olduğumuz hikâyesinin altında yatanlara dair bazı sorular belirir: Örneğin, Helen, Paris tarafından kaçırılmıştır ama rızası var mıdır? Tanrılar, ne derece konuya müdahil olmuştur ya da olmamıştır? Yazarın bu sorulara alan açması meseleyi daha farklı bir yere de taşımış olur ve girizgâhta yazdığım gibi insanın anlam arayışı bu sorularla beraber erkek egemen toplum içindeki kadının durduğu noktaya işaret eder. Kadınlar için savaşan erkekler klişesi de böylece bir kahramanlık meselesi olmaktan çıkar. Çünkü Helen bedenini umursamazca savurarak kendisi için kılıç kuşanan erkekleri tabiri caizse yerin dibine sokar.
Romanın en önemli meselesiyse Helen’in günümüzde hâlâ yaşıyor olmasıdır. Savaşların sebepleri duruma göre değişmişken, kadına karşı şiddeti düşündüğümüzde, Helen’in bir karakter olarak bu şekilde var olması hayati anlamda önem taşır.
Véronique Bergen, “Troyalı Helen”de, kafalardaki Helen mitini ortadan kaldırmakla kalmayıp Helen üzerine yeniden düşünmeye sevk ederken, yukarıda söz ettiğim gibi onun “güzeller güzeli” olmasının dahlinde ve dışında yatan sebeplerle kadınlık, cinsiyet, cinsiyetin politik rolü gibi konular hakkında da pek çok soruya yöneltiyor. 



Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz.
ideasoft e-ticaret paketleri ile hazırlandı.